17.05.2020 tarihli PSIKE İstanbul Online Konferansı
- Araf’ta Geçen Günler
Limbo, İngilizce’de, iki aşamanın arasında yakalanmış olunan ve sonraki adımda da ne olacağının belirsiz olduğu bir spiritüel bir duruma işaret eder. Türkçeye Araf olarak çevrilen bu kelime İslam’da Cennet ile Cehennem arasında kalış, ne ileri ne de geriye gidemeyiş olarak düşünülür. Sunum için Araf kelimesini seçtim, çünkü COVID-19 salgını sebebiyle, birkaç aydır bizler ve analizanlarımız da, psikanalitik terapi hastalarımız da her anlamda böyle bir durumda kaldık. Ne geriye eski bildik yaşamımıza gidebiliyoruz; ne de tam önümüzü görebiliyoruz. Araf, Steiner’ın Ruhsal İnziva kavramını bir an akıllara getirse de kuşkusuz aynı şey değil. Covid-19 salgını bir anda “hepimizi “etkisi altına aldı. Herkes için, bilim ve Tıp camiası için de, bilinmezlikler içeriyordu ve yaşayan herkesi tam bir belirsizlik içinde bıraktı. Ölümcül olduğu vurgulanan, çok kolayca kişilere bulaşan bir virüs söz konusuydu. Bilinmezlik ve belirsizlik, insan ruhu için en katlanılması zor iki hal iken bunun üzerine gerçeklik üzerinden ölüm korkusu, bulaşma ve bulaştırma kaygılarının bir harmanı eklendi. Herkes aynı anda etkilendi. Analistlerin önlerinde, COVID 19 salgını başlangıcında hiçbir yol gösterici yoktu. Elde genel olarak tele psikanaliz konusunda birkaç makale, birkaç kitap dışında başka kaynak yoktu. Bir yüzyılda elde ettiği çerçevesini bozulmadan hassasiyetle koruyan Psikanaliz, nerdeyse tüm dünyada birkaç haftada aynı anda, uzaktan analize geçti. Analiz yaptığımız odalarımıza biz de analizan ve terapi hastalarımız da sonu belirsiz bir süre için veda ettik. Hemen hemen tüm dünyada analistler şunlardan en az biri ile düzenli çalışır oldu: FaceTime, Skype, Zoom, Whats’ up. Alıştığımız, yıllardan beri uygulamamızın belkemiğini oluşturan her şey değişti. Kendimize sorar olduk; bir yüzyıllık deneyimi bir virüse heba mı ettik? Yoksa Haydee Feimberg’in coşkuyla söylediği gibi Psikanalizi yaşatmayı mı başardık? Psikanalizin de “yeni normali” bu olabilir mi? “Sorular soruları kovalıyor: Bu koşullar içinde analizi ve analisti nelerin etkileyebileceğini ne kadar ön görebiliyoruz? Peki hangi kırılgan alanlarda yürüdüğümüzü ? Hastalarımız yavaş yavaş farkları dile getiriyor. Eskiden ofislerimize belli vasıtalarla mesela vapurla gelinirdi; ofise varılınca koridorlardan geçip odaya, divana varılırdı. Bu alanın kaybolduğunu dile getiriyorlar. Bir anda birbirimizin karşısındayız. İşte size bugün bu başlıkla, içine kısılıp kaldığımız bu salgın atmosferindeki Araf’ta Psikanaliz ve Etik hassasiyetlerimiz ile ilgili bir sunum yapmaya çalışacağım.
- Psikanalizde çerçeve, salgınla nasıl değişti?
Künstlicher (1996), çerçevenin ve psikanaliz odasının birbiri ile ilişkisine değinir. Çerçeve, dış dünya ile başka bir gerçeklik biçiminin hüküm sürdüğü iç (analitik oda) arasındaki sembolik bir sınırı temsil eder. Bu nedenle psikanalitik çerçevenin amacı, iki kişinin karşılıklı olarak kendi ve birbirlerinin düşüncelerini ve duygularını ve bilinçdışının hareketlerini dinleme ve paylaşma fırsatına sahip olabileceği bir oda (alan) yaratmaktır. Burada bir diyalog hüküm sürecek ve bilinçdışına has bir zamansızlık ruhu ortaya çıkacaktır. İki kişi analize sürecinde, ilişkileri yeri yaratan ve içine alan, yani bu odayı koruyan ve kutsayan bir ritüelleşme yaşar. Mahremiyet ve gizliliğin hüküm sürmesi gereken bir odadır.
Psikanaliz yaparken, Bella hanımın sunumunda değindiği gibi Bleger(1967) için bizim belli bazı “değişmezlerimiz” vardır: Çerçeve bunları içerir ve sürecin dışında olanları kapsar (zaman, ücreti ödeme tarzı ve miktarı, divanda uzanıyor olmak) ayrıca anonimite ve nötralite gibi. Psikanaliz, analiz edilip yorumlanan süreci içersede bu belli sınırlar içindeki değişmezlerden oluşan çerçeveyi, yani bir “süreç olmayanı” da içerir ”(Bleger, 1967). Hatta bedeni ve zihni çevreleyen dış dünyayı da içerir Bleger’e göre. Analizde somuttan ziyade sembolleştirilmiş olan, kelimelere dökülmüş olan, nesil farkı, asimetri bizim için önemlidir. Ama bu salgınla ne oldu?. Bu kavramlarımız ve uygulamalarımız birazdan ele alacağım şekilde ağır testlere tabi tutuldu, ve esneklik yapalım adına normal koşullarda akla hayale gelmeyecek kadar çok şey değişti. Dış gerçeklik hem analisti hem de analizanı etkiledi. Bu, analitik ilişkinin doğasındaki asimetriyi tehdit etti. Her iki taraf ta sorgulamaksızın, dış dünyanın gerçeklerini konuşur oldu.
Yaklaşık iki aydır bu yeni halde, hastalığın dışarı çıkarsak « hepimizi » yok edebileceği tehdidinin altında, Sağlık Bakanlığınca günlük açıklanan ölüm hayatta kalım oranları zihinlerimizin bir köşesinde olarak, telefonlarda ve bilgisayarlarda analiz, terapi yapılıyor. Dışarıda bomboş İstanbul sokaklarında garip bir çekicilik ve insanların yokluğu hissettiren bir hüzünlü bir tehdit var. Şimdi analizlerde de daha önceden bilmediğimiz bir boşluk oluştu. Bu analizlerde her şeyden önce “bedenin temsili” eksik. Çoğu zaman ekran görüntüsü kapalı. Ses var. Evet sesi duyuyoruz. Biliyoruz ki ses önemli ; ses üzerinden bebek annenin yerini tahmin eder…Bu yeter mi peki şimdilerde yapılan « uzaktan analizde » ?. Eskiden temsiller ve algılar arasında, alışık olduğumuz libidinal bir oyun vardı değil mi ?. Şimdi analistler olarak simsiyah bir ekrandan, fiziksel olarak orada bulunmayan hastamızı dinliyoruz. Analizan ise, kendi evinde bir odada, birşeyin üzerinde uzanmış olarak, analistini olağan ve tanıdık ofisinde hayal ediyor. Her iki taraf ta temsillerini kullanıyorlar; algılardan mahrum olarak. Kimi vakit bunların inkarı içinde, harika deniyor, analiz hayatta kaldı. Ama bu hal aslında tekinsiz pek çok şeye gebe olabilir.
COVID -19 ve bütünüyle topyekün online hayat yepyeni bir hal olduğundan, bunun üzerine daha hepimiz düşünüyoruz. Dünyadaki önde gelen analistler, bloglar üzerinden (IPA) daha yeni yeni yazılar paylaşıyorlar. Henüz önde gelen psikanaliz dergilerinde resmi kabul almış bir makale yok. Ya Freud, Klein, Bion, Bleger gibi Psikanaliz düşünürlerinin var olan kavramlarına COVID 19 salgınını anlamak için başvuracağız. Ya da çeşitli blog veya podcastlerde dinlediğimiz-okuduğumuz bazı psikanalistlerin yeniyi kavramaya çalışan orjinal düşüncelerini dikkate alıyoruz. Ben bugün eski ile yeniyi, kendi gözlemlerimle harmanlamaya ve Covid-19 salgınında da kanaatimce şu dört boyutta oluşan ve analiz çerçevemizi ciddi ölçüde etkileyen halleri ele almaya çalışacağım: yokluk, ses ve görsel imgeler ile ilgili sorunsallar ve analitik ilişkide simetrinin bozulması. Daha sonra bu durumların etkilenişinin etik görüngülerini tartışacağım.
Önce yeni yokluktan başlayalım. Hepimiz analizanlarımızdan duyuyor olmalıyız analiz odasına giden yollar, adeta o analize geçiş alanı kayboldu. Kokular, görüntü, beden temsili ve asimetri kayboldu. B. Chervet (2020) başından beri bu salgın ve online oluş üzerine düşünen isimlerden. Ona göre geçmiş travmatik deneyimlerin anıları ile mevcut travmatik olanlar arasında (henüz ortaya çıkmamış olan gizili barındıran) bir gecikme (latency) oyunu kurulur. Bu gecikme (latency) ile inkar arasındaki çatışma, mevcut travmatik duyguların “geçmişte olanları” inkar etmek için kullanacağı bir çelişkidir. Analist bizatihi bu gecikmenin koruyucusudur. Analizanla aramızda aktarım ve analitik çalışmaya izin veren bir asimetri de vardır. Analist mevcut travmatik gerçeklik ile geçmiş arasındaki bağlantıyı koruyarak hastasının ruhsal yaşamını anlamaya çalışır. İki kişi, bu asimetrik ilişkide gerçekleşen oturumda, ve elbette abstinans kuralı içinde- belli sınırlamaların ve “yasakların” varlığında- çalışırlar. Çalışmada divana özgü bir duyumsal regresyon gerçekleşir. Ancak şimdilerde bu duyumsal regresyona, oturumlarda gerçekleştirilmesi gerekmeyen sahnelerin temsili de eşlik ediyor. Üstelik Chervet, daha önce, büyük salgın hastalıkların insanlığı tahrip etme riskini reddettiğimizi düşünüyor. Mevcut durumda inkarın ihlali durumu olduğunu, bu inkarın hepimizin umduğu aşı ile çok hızlı bir şekilde yeniden kurulacağını söylüyor . Belki de bu inkar, başka bir tehlike ile başa çıkıyordur diyor ve soruyor. Acaba Ödip yasasının kurucu cinayeti bu yeni “yoklukta” yapılabilir mi diye soruyor. Oysa bizim zamana ve henüz ortaya çıkmamış olanı barındırabilen bir geciktirme duyumuna (sense of latency) ihtiyacımız var diyor yazar.
Buradan Psikanalizde alışık olduğumuz duyumsal-algısal çerçevenin her iki taraf için de değişmesine gelelim. Bu ne anlama gelmektedir?.
-Bir kaynakta (https://slate.com/technology/2020/04/therapy-coronavirus-telemedicine.html) şu satırlar dikkatimi çekti . ABD de yaşayan bir terapist teleteknoloji ile kulaklık kullanımı için şöyle demiş: “ Daha önceden hiç alışık olmadığım bir yakınlık algılıyorum….Bu özellikle kulaklıkları taktığımda oluyor. Sanki, hasta benim zihnime, ben de onun zihnine taşınmışım gibi bir his”. Bunun üzerine düşünmek gerekebilir. Kimi hastaların yolların, koridorların kayboluşuna işaret ettiklerini tekrar hatırlayalım. Bir tıkla, hızla diğeri ile karşılaşma deneyimi… Bu satırlar hızla bir sınırın öte tarafına kayışı düşündürüyor, değil mi?… ”
Danielle Quinodoz (2002) bundan tam 18 yıl önce, “analitik seanslar sırasında görsel desteğin yokluğunun bedensel bir deneyim bilincini kolaylaştırabileceğine dikkat çekmişti. Quinodoz, iç bütünlükten yoksun olan ve kimlik hissini kaybetmekten korkanlar için “dokunan kelimeleri” bulmaya çalışır*. Bu kişileri, özgür ve yaratıcı olmak için tam olarak yeniden bedenleştiren bir dile ihtiyaç duyan hastalar olarak tanımlar. Düşlemlerine, düşüncelerine, hislerine dokunabilecek bir dile ihtiyaçları vardır bu kişilerin. Schinaia (2020) Quinodoz’un düşüncelerini yorumlar ve Lucia Monterosa’nın düşüncelerini şahsen çevirerek paylaşır: “Analiz odasında, bazen hafif sesler duyarız ve ses çıkarmamaya çalışırız ; adeta nefes aldığından emin olmak için çocuğunun beşiğine yaklaşan anne gibi dikkatimizi ona veririz. Sesler duyarız: muhalif sesler, iniltiler, hırıltılar, yabancı cisimlere benzeyen sesler, ısrarcı sesler veya ifadesiz sesler duyarız (…). Analistin işi tüm bu tınıları ve sesleri kapsamak ve uyumlandırmaktır: bu, analizanın bedeninin ifade ettiği şeyin bir tür bedensel uyarlamasıdır ”.
Şimdi, Quinodoz’un düşüncelerine dayanarak, sesimizin sadece teknik düzeyde değil, aynı zamanda ve en önemlisi duygusal ve duyumsal düzeyde akıllıca kullanımını düşünebilir miyiz? Bu anlamda, sesimiz, tamamen olmasa da, bu tarihsel durumda tam bir ifade bulamayan dokunma ve görme duyularının yerine geçebilecek dokunan kelimeleri yine de iletebilir mi?. Uzaktan bile (ve böylece telefon konuşmalarında da), kelimeler ve sesler, şeylere sadece isimler vermekten daha fazlası anlamına gelebilir mi? Zengin ve yaratıcı bir temsil kapasitesi olabilir mi ? Covid-19 günlerinde sesimizi iyi ve akıllıca kullanmaya ve telefon konuşmalarında dinlemeye daha fazla değer vermenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Schinaia’ya (2020), geri dönersek imgelere ve teknolojilere odaklanan Batı kültürünün görme duygusuna gerçeklik algısında baskın bir rol atfetmiş olduğunu söylüyor. Son yıllarda, görsel imgelerin sayısında o kadar hızlı ve dikkate değer bir artış oldu ki, internet imkanları bir tür küresel görsel toplum üretti. Dünyayı görmekle kalmıyoruz, aynı zamanda resimlerle paylaşarak tekrar tekrar çoğaltabiliyoruz. Dokunma tüm varoluşsal ilişkilerimizin kalbinde olmasına rağmen, kültürümüz görüntüyü vurguluyor. “Bakıyoruz” ve tefekkür yerine (Johannidisin Melis Tanık tarafından çevrilen makalesini düşünelim) hayatın her alanında sahip olma mantığını güdüyoruz. Şimdi salgın esnasında görme duyusunun baskınlığı diğer tüm duyuları (dokunma, koku) gölgede bıraktı. İşte bu sebepten olsa gerek Schinaia, fiziksel temasın mümkün olmadığı bir durumda, telefonu çevrimiçi görsel iletişime tercih ediyor. Bunun nedenini, çevrimiçi görsel iletişimin hem kontrole yabancılaştırıp hem kontrol fantezileri üretebilmesi; hem de algımızı ve andaki deneyimimizi bozması ve diğerinin mahremiyetini zorlayabilmesi. Schinaia tüm fiziksel temasların travmatik olarak kesilmesinden sonra, “yaratıcı işitme” dediği şeyin çok önemli olduğunu söylüyor. Burada söz konusu olan Akustik yolların, normal koşullarda görme, dokunma ve koku duyularıyla ilgili ek fonksiyonlar edinme olasılığıdır diyor. Yaratıcı işitme, kaybolma riski taşıyan çoklu duyumsallığı yoğunlaştırarak barındırabilir.
Şimdi asimetri konusunda alınan olası darbeye gelmek istiyorum. Corona salgını analitik çiftin her iki üyesi için simetrik olan bir konum, bir sosyal bağlam yarattı ve olaylardan ikisi de etkilendi (Roth, 2020). Şu anda ben ve hastalarım arasındaki fark nedir? Aynı gemide değil miyiz? diye soruyor Roth. Her iki taraf ta (hem fiziksel hem de zihinsel olarak) Corona hapsinde tecrit ve yalnızlık yaşıyor. Evet klinik karşılaşmanın bir yakınlık anı sunuyor ama buna bir tehdit te eşlik etmektedir: nesiller arasında bir şey sarsıldıı. Artık ebeveynler ve çocuklar, sorumlu kişiler ve ihtiyaç duyanlar arasında pek fark yok. Roth sorar: Hastalarla çevrimiçi olarak nereden konuşuyorsunuz? Ve onlar bizimle nereden konuşuyorlar? Diğer odada ne yapıldığını kim bilebilir? Peki ya vücudun bilgisayarın kamerası tarafından yakalanmayan diğer kısımları? Pijama, eşofman altı, iç çamaşırı hakkında kaç şaka duydunuz bu dönemde ? Roth bazı hastaların yataktan konuşmanın rahat olabileceğini söylediğinden bahsediyor. Anlatılan fantazileri dinlemek ve bilinç dışı düşlemlerle nasıl harmanlandıklarını görmeye çalışmak ve bu fazla yük ile aktarımın ilişkisini değerlendirmek son derece önemlidir. Üstelik online yüz yüze veya telefonla çevrimiçi çalışmak nesnenin (terapistin) iç bedenine ve iç dünyasına göz atma fırsatı olarak deneyimlenebilir. Sanki terapistin hayatına zihnine ve gerçekliğine beklenmedik, heyecan verici bir giriş izni alınmış gibi bugünlerde . İşte bu sınırların aşılması ve ebeveyn krallığının işgali çocuksu bir heyecanı tetikleyebilir başta: Ödipal ve hatta ensestüel nitelikleri olan biri – kapıyı galiba açık unuttu ve ben kendimi bir ilk sahnenin parçası olarak görüyorum. Nesneyi aniden (çıplak) görmek aynı zamanda provoke edip kışkırtabilir de ve böylece hasta endişeli ve suçlu hisseder. Ama bu kapının yüzüne çarpılacağı andan itibaren de o Ödipal zafer kaygı veya tüm düzenin ve iyi bakımın kaybına yol açabilir. İş gerçekten daha zorlaştı…
- Araf’ta geçen günlerde etik hassasiyetler
Gutheil ve Gabbard’a (1998) göre bir sınır, uygun kabul edilen davranışın “bitiminde” eşiğinde yer alır. Sınır aşımı iki türlüdür. Daha zararsız gibi görünen bir sınırın aşılması hali (transgression) ve sınırın bütünüyle ihlali. Covid- 19 Salgınının bizi etik anlamda kırılgan zeminlere soktuğunu hepimiz fark ediyoruz. Bugünlerde uyum sağlamak için çerçevemizde bazı sınır aşımları yapıyoruz…Karşımıza çıkan “yeni etik ikilemler karşısında” bunların “etik ihlallere dönüşmemesi için”, sınır aşımlarımızın çerçeveye ve analizin kendisine zarar vermemesi için nelere dikkat etmek gerekebilir?
Bazılarının (kimbilir belki pervers uygulamalara engel olduğu için) etik yönetmeliklerin katı ve takıntılı bir ahlak anlayışıyla ve ahlaki bir panik duygusuyla bağlantılı olduğunu iddia edişleri yersizdir. Zira kökleri ta Hipokrat’ın hastanın çıkarını gözetme ve hastaya zarar vermeme ilkesine dayanan bu yönetmelikler hem hastayı hem de terapisti hem de Psikanalizi koruma amacını güderler. Olympia Sklidi’nin, (2019) Yıllıklar için çevrilmiş ve bu zamanlar için adeta hazine değerindeki makalesi, etiğin değerini, Internet Kullanımının Klinik Uygulamamızda Yol Açtığı Etik ve Mesleki Sorunları çok güzel ele alır. Yazara göre, uygulamaların analizan ve psikanaliz üzerindeki zararlı sonuçlarının önüne geçmek için etik yönetmelikler geliştirilmiştir. Klinik uygulama ile etik yönetmelikler birbiriyle hep etkileşim halinde olmuştur; ikisi de birbirini besler ve yönlendirir. Etik yönetmelikler, hem psikanaliz için belli temel değerleri vurgular ve bazı uygulamaların zararlı etkilerine ilişkin bilgi birikimine ilişkin oluşturulmuşlardır. İnternetin hayatımızdaki yeri arttıkça, herşeye (sağaltım, eğitim, süpervizyon) onun üzerinden erişebilir olduk. İlkelerimiz, değerlerimiz değişmedi; ancak çevrimiçi oluş önümüze şu alanlarda bazı fazladan etik güçlükler çıkmaya başladı: bilgilendirilmiş onam, mahremiyet ve gizliliğin korunması, çoklu ilişkiler ve teknoloji kullanma bilgimizin sınırları. Yetkinliği muhafaza ederek çerçevenin ve terapötik işbirliğinin korunması, hasta ile analist arasındaki –fiziksel ve mecazi– mesafenin değişmesi, oryantasyon ve zaman algımızın etkilenmesi, iç ve dış gerçekliğin birbirine ağır etkisi, ve bilgisayar ekranının kendisinin aktarım nesnesi olarak analitik sürecin bir parçası haline gelmesi de sayılabilir.
Hayal edebileceğimiz her etik ikilemin doğru bir çözümü yoktur ve çok beğendiğim bir analist –etikçi olan Donald Bersoff (2003 özellikle de etik kuralların çakıştığı durumlarda işimizin hayli zorlaştığını anlatır. Örneğin Gizlilik bir ilkedir ama bazen hastanın yararına ihlal etmemiz gerekebilir. Sklidi de (2019), etik sorunların çoğu zaman meselenin öngörülemezliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkmakta oduğunu ve internetin bu durumu daha da karmaşıklaştırmasından söz ediyor. Keith-Spiegel & Koocher (1985) bazı durumlarda bir ihlali öngörmemiz mümkün olmayabilir çünkü biz de henüz bilmiyoruzdur, der. Örneğin bunu internet durumuna aktarırsak, etik hassasiyeti olan, gizliliğe normal koşullarda riayet eden bir analist bu gizliğin internet vasıtasıyla nasıl çiğnenebileceğini ön göremeyebilir. Haftalar once IPA nın başkanının da olduğu, vede son derece tavsiye ettikleri zoom toplantısında, porno içeriklerinin toplantıya sızdığını hatırlayalım.
Sklidi (2019) etik bağlamında yeni teknolojilerden en çok yetkinlik, mahremiyet ve gizlilik, bilgilendirilmiş onam, sınırların korunması, kendini ifşa ve çoklu ilişkiler alanlarının etkilendiğini düşünmektedir. Yazar çok haklı olarak, biz teknolojiye alıştıkça bunun bizde erken gelişimdekine benzer bir güven hissi uyandırdığını ve bu hissin yanıltıcı olduğunu, internetin gerilimden uzak ve rahat atmosferinin, etik kural ve sınırlara uymak açısından rehavete sebep olabileceğini söyler.
Şimdi öncelikle bu makaleden ifade edilenlerden yararlanarak (Sklidi, 2019 ) ama onları günümüze uyarlayarak COVID-19 Salgınında “kırılgan zeminlerimizi” birlikte düşünelim mi?
- Normalde her istendiğinde terapiye erişebilmek söz konusu değil, belli bir mekanda ve zamanda bir seans (45 dakikalık) varken, adeta bu günlerde, tek tuşla bir her an ulaşılabilir olma hali içindeyiz. Bizim online oluşumuzu gizli gizli gözlemleyen hastaları düşünelim. Bu anında bağlantı kurarak doyuma ulaşabilme ilüzyonu analiz için gerekli özenin temelini zayıflatmakta olabilir mi?
- Skype bağlantısı zayıf olduğunda veya koptuğunda ekrana yansıyan görüntünün çarpık veya donuk olmasının, bazen de tamamen kaybolmasının nasıl etkileri olabileceği meselesi de var. Bu tür “donuk yüz” veya kaybolan terapist durumlarının sık yaşanması özellikle reddedilmeye, terk edilmeye, ayrılık ve kayıplara hassas olan hastalar için epey rahatsız edici bir deneyim olabilir.
- Ses, bağlatıyla alakalı olarak, Skype’ta çarpıtılabilir ve dolayısıyla, “sesteki tını ve duygu katmanlarının” nasıl kullanılabileceğini izleme fırsatı hayli zedelenebilir
- Yüzün oynadığı rolü, sözel olmayan veya söz öncesi olan mesajları, tonlamaları, göz temasını, feromonların ve kokunun insan iletişimindeki önemini hatırlayalım: tüm bunlar Skype’ta ya kısıtlıdır ya da çarpıtılmış halde bulunur.
- Somut ekran ve internet, aktarım nesnelerine dönüşürler. Ekran imkanları mesafeyi düzenleyebilir; böylelikle nesne kontrol edilebilir. Aklıma, bir terapi hastam geliyor. yüzünü ekrana yaklaştırıp, bana sunuyor ve benim yüzümü inceliyordu başlarda. Terapist ve hasta, birbirleri ile odada olabileceğinden çok daha yakından yüz yüze gelmiş oluyor böyle durumlarda.
- Çevrimiçi terapi, çevrimiçi herhangi bir “oyun” veya herhangi bir sohbet ilişkisi gibi, edinilen veya kaybedilen hiçbirşeyin olmadığı bir alan olarak deneyimlenebilir mi?
- Bazen analizanın yada hastanın odasına girmeye çalışan eşler, çocuklar, hayvanlar olabiliyor.
- Skype görüşmesi yaparken, ve internet sayesinde hastanın bize dair erişebildikleri (ekran resmi ve diğerleri) konusu da var. Gizli kayıtlar, izinsiz ekran resmi almak vb.
- İlk hastaları internetten üzerinden kabul etme konusu. Kişinin kimliginin doğrulanması ve yeterli değerlendirmenin yapılabilmesi…
- Hastalarımızı tercihan çevrimiçi çalışmaya geçerken bilgilendirmek (online çalışmak için teknik gerekirlik ve bu tür çalışmaların sınırları)
- Farklı aşamalar için, karşıdakinin nasıl hissettiğini takip etmek ve onam almak.
Beş etik ilkemiz açısından (Psike Etik Yönetmeliği, 2015) tüm bu kırılgan zeminlere baktığımızda ne görüyoruz? İlk ilkemiz, her zaman Psikanalizin saygınlığına ve Psikanalitik çerçeveye azami özen göstermemizi vurgular ve Psikanaliz uygulamasında iyi tanımlanmış olan psikanalitik çerçevenin korunmasının esas olduğunu söyler. Seansların süresi, sıklığı, ücretler, ücret ile ilgili koşullar, düzenlemeler vb analizin başlamasından önce hastaya açıklanmalı ve hastanın onamı alınmalıdır. Bu yüzden salgın esansında, yeni bir hastayı Psikanalize başlatmak doğru olmayacaktır; önceden bu çerçeve oturmalı ve içselleşmelidir. Ayrıca internet üzerinden yapılan terapi müdahalelerinde bilgilendirilmiş onam alınması önerilir. Mutlaka internette verilecek hizmetlerin faydaları kadar olası sınırlı yanlarını ve risklerini de hastalarımızın anlamalarına yardımcı olunmalıdır.
İkinci ilkemiz Mesleki ve Genel Gizlilik’tir. Gizlilik ilkesi hastaya veya başkalarına, ciddi bir zarar tehdidi olmadığı oluşmadığı müddetçe, terapistin seanslarındaki malzemeyi açıklamasına yalnızca hastanın izin verebileceğini söyler (Keith-Spiegel & Koocher, 1985).
Hastalara ait bilgilerin ve kayıtların gizliliğini korumak bizim görevimizdir ve bu salgın zamanında da geçerlidir. Oysa internette gizliligin ihlalini öngörmek veya tespit etmek, ofisimizdekinden çok daha zordur, ve salgın süresince bu, bize ek kırılgan etik zeminler sunacaktır. Bu bağlamda IPA’nın, 27 Nisan 2020 de webe ekleyebildiği doküman Covid 19 döneminde gizliliği online çalışmada sağlamakla ve riskleri azaltmakla ilgili analistlere basit ve iyi öneriler verir.
Diğer tüm ilkelerimiz arasında, bu salgın döneminde en çok önem taşıyan beşinci ilke olabilir: Mesleki gelişim koşulları ve becerilerde azalma ve hastalık halinde çalışmanın etik koşullarda sürdürülmesi. Bu ilkemiz, aslında “yetkinliğe” işaret eder ve der ki analist Mesleki ve bilimsel gelişmelere ilişkin yeterli güncel bilgisini mesleki uygulaması boyunca devam ettirmelidir. Bir yerde hepimiz salgın esnasında bunu yapmaya kendimizi ve uygulamamızı yeni teknolojik bilgilerle donatmaya çalıştık. Yetkin kalmak iletişim kanallarımızdaki bu hızlı ve büyük değişimlerin, aktarımsal yönleri üzerine düşünmemizi ve bunları anlamamamızı da gerektirdi.
Bu ilkedeki “g” alt maddesinde Psikanalistin ani hastalığı ya da ölümü olasılığına karşı, bu olasılığın gerçekleşmesi halinde hastalarını uygun şekilde bilgilendirecek ve hastalarının kayıtlarını gizlilik ilkesine sadık kalarak yok edecek bir meslektaşını önceden belirlemiş olması önerilir. İşte birçok analistin ya da adayımızın “ya salgında hastalanırsam” kaygısı çerçevesinde bu maddeyi etkileyen koşulları düşünmekte ve hazır olmakta da yarar vardır.
Toparlarsak, etik yönetmelikler bize etik ikilemlerle dolu tuzaklarda yol gösterirler. Etik ilkeler dogrultusunda hareket etmek ve emin olmadığımız durumlarda akranlardan veya yeterli olmazsa kıdemli analistlerden süpervizyon almak, hiç olmazsa danışmak her birimizin kişisel sorumluluğudur. Şu anda tek yapabileceğimiz COVID-19 ile önümüzde beliren yeni ihtiyaçlara uyum saglamak; bunu yaparken de hem kendimiz hem de sorumluluğunu taşıdığımız kişilerin gelişimi için en uygun ortamı yaratmanın nasıl olabileceği üzerinde, ve bildiğimiz etik değerlerimiz üzerine mütemadiyen düşünmektir.
Sonsöz : Corona zamanında psikanalist olmaya devam etmek
Ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir dönemdeyiz ve analitik ortamın bu yeni gerçekliğe uyarlanması önemliydi. Yeni koşullarla karşı karşıyayız; önümüzdeki yeni navigasyon sinyallerini dikkatle incelemeli ve her oturumda, aktarımın en ince nüanslarını, karşı aktarımları bu yeni sinyalleri dikkate alarak anlam vermeye çalışmalıyız. Eski günlerde yaptığımızı yeni bir ortamda düzenli bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Hastalarımıza yeni ortamı alışık oldukları şeye benzer bir şekilde düzenlemelerini önerdik – sessiz bir yer, tercihen her seans için aynı yer, uzanarak ve analiz esnasında sesimizi skype veya telefonla dinlemelerini önerdik.
Navigasyon sinyalleri, evet Covid-19 da değişiyor ayrıca gerçek bir hastadan diğerine ve iç imkanlarına göre de değişiyor; ancak çerçevenin psikanalizde önemli rolünü daima aklımızda tutmak zorundayız. Bleger’ın (1967) söylediği gibi bu koşullarda bile “süreç olmayanı” mümkün olduğunca sabit tutmaya çalışmak çok önemlidir. Roth’a (2020) göre ne yapıyorsak onu yapmaya devam etmekten daha iyi bir yol yok. Dış gerçeğin reddi, veya dirence saldırı gibi tepkilerden, otomatik yorumlamalarından ve otomatik anlamalarından bu dönemde bilhassa kaçınmalıyız. Yorumlama, içeriğinden ayrı olarak, hastaya gerçeğe olan tepkisinin içsel bir bağlamı olduğunu ve böylece kendine bakma ve potansiyel dönüşüm için bir alan açıldığını söyler her zaman. Yorumun yardımıyla dışsal ve somut olarak hissedilen şey içselleşir ve sembolik düşünceye konu olur. Bugünkü çalkantılı, sıkışık günlerde, yorumların rutinini korumak, analizanlarımız için merakımızı, özenimizi ve bağlılığımızı kaybetmediğimizin bir kanıtı olarak deneyimlenecektir. En zorlu şartlarda , her durumda, kişilerin iç dünyasını, dış gerçekliği kaybetmeden dinlemeye çalışıyoruz. Ayrıca aktarım tepkileri ve eyleme vuruşlar açısından bu yeni ortamdaki ihlalleri suçluluk duymadan ve terörize olmadan düşünmemiz de gerekir. Analizin devam etmesinden ve özellikle aktarım ilişkilerini çalışmanın ardından – hastalarımız hayatta olduğumuzu, onları kapsayanın zayıfladığını, ancak parçalanmadığını, alfa işlevinin zorlandığını, ancak durmadığını anlayacaklardır.
Corona zamanında ihtiyaç duyulanlara uyumlanmak için kendi içimizde bir esneklik alanı bulmamız gerekiyor. Psikanalitik durum bir oyun alanına karşılık gelir ve bu nedenle, psikanalizin oyununu savunması gerekir, çünkü işinin özü budur Künstlicher (1996). Olağanüstü durumlarda analistin, analizanı ve kendisi arasındaki yerçekimi alaninı genişletmesinin analistin sorumluluğu olduğunu hatırlamalıyız (Cosimo Schinaia, 2005).
Çevremizdeki hızlı gelişimlere ve zamana yavaş ve nostaljik adımlarla karşı durmamaya çalışmalıyız. Ne yokluğu, ne bağlılığı inkar etmeliyiz; yani ne herşey değişti demeliyiz ne hiçbirşey değişmedi demeliyiz. Şair John Keats (1818) tüm büyük yazarların kendilerini zihinsel karmaşa ve belirsizliğe sürüklese de, bir sanatsal vizyonu gerçekleştirmek için çaba sarf ettiğini ve sanatsal güzelliği felsefi belirlemelerden korudukları bir negatife tahammül kapasitesinden söz ederdi. Bion’ un Keats den esinlenip Psikanalize kattığı bu “negatif kapasite”yi bu dönemde harekete geçirmek zamanındayız. Devamlılıkla devamsızlığın arasında bir yerde kalmalıyız. Geleneksel çerçevenin geçici düzenlenmesi olağandışı durumlarda bu anlamda çok yararlı olabilir. Fakat dış faktörlere dikkat etmek bunlara teslim olmak demek değildir. Kastedilen yeniden kurallar icat etmek değildir, analitik çerçeve ve ilişkilere saygısızca uygulamalar, etiği göz ardı etmek değildir. Analitik üçüncü ve Yasa, analitik ilişkide her zaman temsilini bulacaktır. Bize düşen katılık ve keskinlikten uzak, Bion’un meşhur “hafızasız ve hatırasız” ama serbest gezinen dikkat öğüdünü tutarak ilerlemektir. Bu, bilinçdışının yaratıcılığına güvenmek ve asla Arafta kendini unutmamak, geleneksel olanın içinde uyuklamaya kendini bırakmamak anlamına gelir. Analizanımızı da, kendimizi de, analitik süreci de önce anlayarak, kapsayarak, sonra yorumlayarak o Araf’tan çıkaracak olan biziz…
Yeşim Korkut
Yeşim Korkut Eğitim ve Süpervizyon Psikanalistidir.
PSIKE İstanbul Üyesidir: http://www.psikeistanbul.org/pg/uyelerimiz
Prof Dr Yeşim Korkut’un çalışma ve Yayınlarına erişim için:
https://www.yesimkorkut.com/akademik-ozgecmis
Kaynakça
Bion, W.R. (1970). Attention and Interpretation. , 1-130. London: Tavistock.
Bleger, J. (1967). Psycho-analysis of the psycho-analytic frame. International Journal of Psycho-Analysis, 48, 511-519.
Bersoff, D. 2003. Ethical Conflicts in Psychology. American Psychological Association. Washington DC.
Chervet, B (2010).Psychoanalytic work within remote sessions imposed by the confinement An exchange of testimonies by IPA colleagues working remotely. Kaynak: https://www.ipa.world/IPA/en/News/corona_remote_sessions.aspx
Gutheil, T. G., & Gabbard, G. O. (1998). Misuses and misunderstandings of boundary theory in clinical and regulatory settings. American Journal of Psychiatry, 155(3), 409-414.
IPA (27 Nisan 2020) Confidentiality and remote working during the COVID-19 pandemic: https://www.ipa.world/IPA/en/News/remote_confidentiality.aspx
Keats, J. (1818) https://genius.com/John-keats-negative-capability-letter-to-george-and-tom-keats-annotated
Keith-Spiegel, P., & Koocher, G. P. (1985). Ethics in psychology: Professional standards and cases. Crown Publishing Group/Random House.
Künstlicher, R (1996). The function of the frame: To protect the psychoanalytic room
Scandinavian Psychoanalytic Review, 19(2):150-164.
Monterosa, L. (2013). Psychoanalytic listening between segregation and creativity. Rivista di psicoanalisi, 59(3), 573-589.
Pope, K & Vasquez, M. (2016). Psikoterapi ve Danışmanlıkta Etik.Uygulama için bir Klavuz. Çeviri ediörleri : Mehin Akhun, Yeşim Korkut İhsan Dağ. Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
Psike İstanbul Etik Yönetmeliği (2015). Kaynak: http://www.psikeistanbul.org/pg/psike-ist-etik
Quinodoz, D. (2003). Words that touch: A psychoanalyst learns to speak. Stylus Publishing, LLC.
Roth, M ( 2020). Transference in the time of Corona (24.03.20). Kaynak: IPA, Makaleler, https://www.ipa.world/IPA/en/News/corona_papers.aspx
Schinaia, C. (2020)(1). Psycoanalysis in the age of Coronavirus. Kaynak: https://www.ipa.world/IPA/en/News/corona_remote_sessions.aspx
Schinaia, C.(2020) (2). Words that touch: The predominance of sight. Kaynak: https://www.ipa.world/IPA/en/News/remote_confidentiality.aspx
Sklidi, O (2019). İnternet Kullanımının klinik uygulamamızda yol açtığı Etik ve Mesleki Sorunlar. Psikanaliz Defterleri 2 – Çocuk ve Ergen Çalışmaları / Çocuk, Ergen ve Ailesi. 149-164. Yapı Kredi Yayınları.